Avrupa Birliği
yolunda Bulgaristan
BULGARİSTAN SON 12 YILDA
HIZLI BİR DEĞİŞİM SÜRECİ YAŞADI.
TÜRK AZINLIĞA YAPILAN BASKILAR NEDENİYLE TÜRKİYE’YLE
ÇOK GERGİN OLAN İLİŞKİLER BUGÜN YERİNİ TÜRKİYE’NİN DESTEĞİYLE
NATO’YA GİRME UMUTLARINA BIRAKTI.
Bulgaristan deyince Türk ve Müslüman azınlığa yapılan kültürel
baskıların akla geldiği yıllar artık geride kaldı. Önce
soğuk savaşın bitimiyle birlikte Todor Jivkov yönetiminin tarihin çöp sepetine atılması, ardından Bulgaristan’ın ulusal strateji olarak kendine
AB tam üyeliği hedefini seçmesiyle birlikte her şey
değişmeye başladı. Bugün Bulgaristan için Türkiye’nin
en iyi komşuluk ilişkileri içinde olduğu ülke desek
abartmış olmayız.
Kuşkusuz bu değişimin temelinde iki ülke
arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişmesinin
yanında AB tam üyeliğinin her iki ülkenin ortak stratejik
hedefi olması yatıyor. Bulgaristan Başbakanı Simeon
Sakskoburgotski’nin Türkiye’ye yaptığı dört günlük
resmi ziyaret bu iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerini
çarpıcı biçimde yansıtıyordu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın "Dost ve kardeş Bulgaristan’ın NATO’da tam üyeliği
elde etmesi için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz" sözleri Prag’da yapılan NATO zirvesinde Bulgaristan’ın
ittifaka katılımına yeşil ışık yakılması anlamına geliyordu.
Geçen yıl açıklanan AB Komisyonu’nun 2002 İlerleme Raporu’nun
Bulgaristan’ın AB’ye tam üyeliği için 2007’yi öngörmesi
ulusal hedeflere ulaşma konusunda varılan aşamayı gösteriyor.
Bugünlere elbette kolay gelinmedi...
1989’dan
2000’lere
1989 Bulgaristan’da baskıcı yönetimin
ve etnik – dinsel ayırımcılığın doruğa çıktığı yıl olmuştu. Jivkov yönetiminin asimilasyon politikası nedeniyle
300 bin Bulgaristanlı Türk Türkiye’ye sığındı. Bu politikanın
temelinde demografik kaygılar yatıyordu. Bulgarlar arasında
doğum oranının çok düşük, Türklerde ise tam tersine
çok yüksek olması Jivkov yönetimindeki "bir gün gelip
de Ankara Bulgaristan Türklerini Sofya’ya karşı kullanırsa..." kaygısını büyütmüştü.
Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte
Bulgaristan değişim rüzgarından payını aldı. 10 Kasım
1989’da Todor Jivkov Bulgaristan Komünist Partisi
Genel Sekreterliği’ni Petar Mladenov’a bırakmak
zorunda kaldı. Mladenov’un ilk icraatlarından biri Türk
azınlığa yapılan baskılara son vermek oldu.
Haziran 1990’da yapılan genel seçimlerin
ardından Bulgaristan demokratikleşme sürecine girdi.
1990 – 97 döneminde siyasi ve ekonomik olarak bir geçiş
döneminin tüm tipik sancıları yaşandı. Ama bu süreçte
Bulgaristan’da devlet ve toplumun Avrupa’ya entegrasyon
hedefi de netleşti ve ulusal bir konsensus oluştu. NATO üyeliğini de hedefleyen Bulgaristan 1994’te NATO’nun
Barış İçin Ortaklık Programı’na katıldı, tam üyelik
başvurusunu da 1997’de yaptı. NATO’nun 1999’da
Yugoslavya’ya düzenlediği operasyon ve Kosova Savaşı,
Bulgaristan’ın hem AB hem de Nato nezdinde
stratejik öneminin daha iyi anlaşılmasına neden oldu.
1997’de Demokratik Güçler Birliği’nin ikinci
kez iktidara gelmesi Bulgaristan’ın Batı’ya yönelik
rotasının netleşmesine neden oldu. Bu süreçte AB’yle
tam üyelik müzakereleri de başladı.
Eski Kral 2. Simeon 50 yıl sonra
ülkesine dönüp 17 Haziran 2001’de yapılan seçimlerde "2. Simeon Hareketi" adlı partisiyle yüzde 43
oyla başbakan seçilmeyi başardı. Bu sürpriz seçim başarısının
ardından 2. Simeon üyelerinin çoğunu Türkler’in oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi’ni (DPS) hükümetine
dahil edip bu partiye iki bakanlık ve beş bakan yardımcılığı
koltuğu verdi. DPS’nin hükümete dahil olması AB çevrelerinde
ve dünya kamuoyunda Bulgaristan’ın AB tam üyeliği yolunda
attığı en önemli adım olarak değerlendiriliyor. Komünist
Parti’nin devamı niteliğindeki Bulgaristan Sosyalist
Partisi’nin de AB yanlısı tutum izlemesi ülkede
istikrarı sağladı.
AB’ye yönelen Bulgaristan komşularıyla
sorunlarını da hızla çözmeye başladı. 1997 ‘de Yunanistan’la Mesta nehrinin suyunun kullanım sorununu, 1999’da
Makedonya’yla Makedonca’nın bir Bulgar lehçesi
mi yoksa ayrı bir dil mi olduğu konusundaki tartışmayı
kendisi taviz vererek çözdü. 2000’de Romanya’yla Tuna nehri üstünde bağlantı sağlamak üzere ikinci köprünün
inşaatının yeri konusunda anlaşmaya vardı. Ayrıca Makedonya
ve Türkiye’yle Serbest Ticaret Anlaşması da imzalandı.
Hedef:
Kalkınma
Bulgaristan’ın bugün yaşadığı sorunlar
daha çok ekonomik içerikli. Yeni hükümet 2002’de IMF programındaki hedefler konusunda aşama kaydedip, 2005’te
bütçe açığını tümüyle kapatıp özelleştirme sürecini
tamamlamayı hedefliyor. 2002 için ekonomik büyüme hedefi
yüzde dört, 2003 için yüzde 4,5. Sıkı bütçe politikası
izleyen hükümet bankacılık alanındaki özelleştirmelere
paralel olarak özel sektörü geliştirmeyi, enerji alanında
yatırımları artırmayı hedefliyor.
Yabancı yatırım konusu da ön plana çıktı.
1999 ve 2000’de yabancı yatırım açısından önemli adımlar
atıldı. Bulgaristan Yabancı Yatırım Ajansı bürokrasiyi
azaltmayı ve tüm yabancı yatırım işlemlerinin tek bir
kurumda kotarılması amacıyla faaliyetini sürdürüyor.
1992 – 2001 arasında ülkeye gelen yabancı yatırımın
yüzde 32’si (1,4 milyar dolar) özelleştirme ile sağlandı.
2001 kasımında Bulgar Telekom’un özelleştirmesi faaliyeti
başladı. 24 Eylül 2002’de yapılan ihaleye Koç
Bilgi Grubu ve Türk Telekom konsorsiyumu
235 milyon euro teklif verdi. Kesin sonuçlar bu yıl
sonuna kadar açıklanacak. Ayrıca 42 hidroelektrik santrali
ve Ulusal Elektrik Kurumu NEK’in özelleştirilme
süreci de bu yıl sonunda başlayacak.
Bulgaristan’ın en önemli ticaret partnerleri Almanya, İtalya ve Yunanistan ama
son zamanlarda Fransa’yla da ticaret hacmi hızla
artıyor. AB ekonomisindeki durgunluk Bulgaristan’ı da
etkiliyor. 2002’nin ilk çeyreğinde 2001’in aynı dönemine
göre ithalat yüzde 4,1, ihracat yüzde 6,8 azaldı. 2001’de
genel ithalatta petrol ve doğalgaz yüzde 17’yle başta
geliyor. 2001’de tüketici ürünleri ithalatındaki yüzde
11,3’lük artış ülkede alım gücünün arttığını gösteriyor.
Bulgaristan’ın ekonomik anlamda AB’yle
ilişkilerinde giyim ve ayakkabı sektörleri önemli rol oynuyor. Ucuz ve kalifiye işgücü ile Avrupa
pazarında alıcı buluyor ve ihracattaki payı her geçen
yıl artıyor. 2002 ilk çeyreğinde tüketim ürünleri ihracatında
sağlanan yüzde 8,6 artış yoğun olarak mobilya ve ev
aletleri grubu ile giyim ve ayakkabı grubunda Avrupa
pazarındaki gücünü artırmasından kaynaklanıyor. Rafine
petrol ürünleri ve makine imalatı gibi yatırıma
yönelik ürünlerin ihracatında yüzde 62 büyüme gözleniyor.
Bulgaristan ihtiyaç fazlası elektriği
komşu ülkelere ihraç ederek de önemli gelir sağlıyor.
2001’de Türkiye’ye ihraç ettiği elektrik, toplam üretimin
altıda birini oluşturuyordu, ancak Nisan ayının sonlarında
Türkiye elektrik alımını durdurdu. Ayrıca Yunanistan ve Yugoslavya’ya da elektrik ihraç ediliyor.
Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ekonomik ilişkiler sadece elektrikle sınırlı
değil. İki ülke arasındaki anlaşmaların en kapsamlısı
olan Serbest Ticaret Anlaşması 1998’de imzalandıktan
sonra 1 Ocak 1999’da yürürlüğe girdi. Bu anlaşma
uyarınca iki ülke sanayi ürünlerine uyguladıkları gümrük
vergileriyle miktar kısıtlamalarını tamamen kaldırmayı
ve tarım ürünlerinde her iki ülkenin AB’ye tanıdıkları
tavizleri karşılıklı olarak birbirine tanımayı taahhüt
ettiler. 1996’da Türkiye’nin Bulgaristan’a yaptığı ihracat
152 milyon dolarken ithalatı 358 milyon dolardı. Serbest
Ticaret Anlaşması yürürlüğe girdikten üç yıl sonra 2001
sonu itibariyle Türkiye’nin ihracatı 300 milyon dolara
çıkarken ithalatı ise 393 milyon dolar seviyesine ulaştı.
Yani anlaşma iki ülke arasındaki dış ticaret dengesinin
görece düzelmesini de sağladı. 2001 sonu itibariyle
Türkiye’de 26 Bulgar firması faaliyet gösteriyor. Aynı
tarihte Bulgaristan’daki direkt ve yabancı ortaklı Türk
yatırımları toplam 250 milyon dolara ulaştı.
Türkiye’nin AB sürecindeki sorunlar aşılırsa
Türkiye – Bulgaristan ilişkilerinin AB çatısı altında
ileride bugünlerden çok daha iyi olacağını söylemek
kehanet olmaz.
AB YOLUNDA BULGARİSTAN’IN
ARTILARI EKSİLERİ
AB Komisyonu tarafından ekim ayı içinde
açıklanan Bulgaristan’ın 2002 İlerleme Raporu’nda belirtilen
olumlu gelişmeleri ve halen süren olumsuzluklar maddeler
halinde özetlenmiştir.
Olumlu
gelişmeler
•Bulgaristan, demokrasi, hukuk, insan
hakları ve azınlıkların korunması konularında çalışma
yapan kurumları geliştirmek için kayda değer ilerlemeler
sağlamıştır. Bulgaristan Kopenhag Kriterleri’ni
yerini getirmeye devam etmektedir.
•Yolsuzluklarla mücadele konusunda da
olumlu gelişme sağlanmıştır.
•Etkili, şeffaf, güvenilir kamu yönetimi
konusunda da gelişmeler olmuştur.
•Bulgaristan insan hakları ve özgürlüklerine
saygı göstermeye devam etmektedir.
•İnsan kaçakçılığı, yolsuzluk, organize
suçlar ve iltica konularındaki yasal düzenlemeleri kayda
değer ölçüde geliştirmiştir.
•Cinsel tercih konusundaki ayırımcılığı
ortadan kaldırmak için ceza yasasında yapılan değişiklikler
önemli adımlardır.
•2001 yılının ekim ayında Bulgaristan 'Yargı Sistemi Reform Stratejisi'ni kabul etmiş
ve bu sayede yargı sisteminde bazı ilerlemeler kaydetmiştir.
•Cezaların infazı yasasında yapılan değişiklikler
2002 yılının haziran ayında kabul edilmiştir. Bu yasa
değişiklikleri, açık cezaevi yurtlarında kalabilecek
tutuklu sayısını artırmış ve çalışma olanaklarını artırmıştır.
•Siyasi temsilcilik ele alındığında,
2001 yılının haziran ayındaki seçimlerden sonra Ulusal
Parlamentonun kadın sayısı yüzde 11'den yüzde 25'e
yükselmiştir. Bu, önemli bir gelişmedir. Hükümette,
biri başbakan yardımcısı olmak üzere üç kadın bakan
vardır.
Olumsuzluklar
•Sağlık kurumlarındaki yaşam koşullarının
acil olarak düzeltilmesi gerekmektedir. Bulgaristan
ayrıca çocuk bakım sistemini geliştirmelidir.
•Belli polis karakollarında gözaltındakilerin
ve duruşma öncesinde tutuklu bulunanların yaşam koşulları
düzeltilmelidir.
•Roman toplumunun ayırımcılıkla ve düşük
yaşam koşullarıyla ilgili sorunlarını gidermek için
çok az şey yapılmıştır.
•Bulgaristan'da mahkeme yönetimi hala
zayıf durumdadır. Mahkeme başkanları idari görevlerini
yerine getirebilmek için hala sistematik eğitim almamaktadırlar.
•Hukuki işlemlerin süresi endişe kaynağıdır.
Davaların bir aşamadan diğerine geçirilmesi arasında
geçen zaman, ve araştırmaların sonucu yetersiz bulunduğundan
geri çevrilen davaların çokluğu sorun yaratmaktadır.
•Anayasa ayırımcılık karşıtlığına
yer vermektedir. Ancak şu ana kadar hala kapsamlı bir
ayırımcılık karşıtı mevzuat kabul edilmemiştir.
•Polis hala sivil değil askeri yargılama
yetkisi altındadır.
•Gençleri ıslahevleri ve sosyal eğitim
yatılı okullarına yerleştirme konusunda da yasal sistemde
herhangi bir ilerleme sağlanmamıştır.
•Türk azınlık siyasi hayata katılım
göstermesine rağmen ekonomik olarak az gelişmiş bölgelerde
yaşayan Türklerin sosyo-ekonomik bütünleşmeleri
gerçekleştirmek için daha çok adımlar atılmalıdır.
|